Parkinson Hastalığında Tedavi

Parkinson hastalığının tedavisi günümüzde ağırlıklı olarak ağızdan alınan ilaçlarla yapılmakta, uygun özellikleri taşıyan bir grup hastada farklı yöntemlerle uygulanan ilaçlar ve cerrahi tedaviler de söz konusu olmaktadır. Hareket yavaşlığı ve titreme gibi bulgulara yol açan beyindeki dopamin eksikliğinin hastalık tanısı konmadan yaklaşık 6-7 yıl önce başladığı, beyinin bu süre içinde eksikliğin üstesinden gelmek için başarıyla geliştirdiği mekanizmaların bazılarının zamanla istenmeyen sonuçlar oluşturabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle hastalığın tanısı konulduğunda dopamin eksikliğini giderici veya takviye edici tedavilere başlanması önerilmektedir.

Tedavi protokolü her hastada farklı olmakla birlikte, tedavi seçiminde dikkat edilecek özellikler şöyle özetlenebilir:

  • Hastanın bulunduğu yaş
  • Hastalık evresi
  • Önde gelen belirti (titreme, hareket yavaşlığı vb.)
  • Mesleğini sürdürme veya emekli olma durumu
  • Basit bellek kusurları ya da günlük yaşantısını aksatacak derecede unutkanlık olması
  • Hayal, hezeyan veya dürtü kontrol bozukluğu gibi psikiyatrik sorunların bulunması
  • Hastanın eşlik eden başka sağlık sorunları ve almakta olduğu diğer tedaviler.

Parkinson hastalığının ağızdan ilaçlar ile tedavisi:

Tanıyı takiben tedaviye ağızdan verilen ilaçlar ile başlanır. Bu amaçla kullanılan çok sayıda ilaç seçeneği bulunmaktadır. Hangi ilaç grubunun seçileceğine, hastanın yaşı, belirtilerinin ağırlığı ve niteliği (titreme veya yavaşlıktan hangisinin ön planda olduğu), tanı alana kadar geçen sürenin uzunluğu, belirtilerin ne kadar işlevsel veya sosyal sorun oluşturduğu ve nihayet hastanın eşlik eden genel sağlık sorunları gibi faktörlerin hepsi bir arada dikkate alınarak karar verilir. Tüm bu ilaçların, Hasta ve yakınlarınca ismen ve dozları bilinerek tanınması, Mutlaka uzman hekimce önerilen doz ve saatlerde alınması, Beklenen etki ve olası yan etkilerinin bilinerek yakından takibi, Düzenli doktor kontrolleri ile dozların gözden geçirilmesi, gerekirse ayarlanması, Yan etkilere karşı etkin tedbirlerin zamanında devreye konulması PH’ında ilaç tedavisinde önemli olan genel kurallarıdır. PH ilerledikçe ağızdan alınan ilaçlar giderek yetersiz kalabilir, daha sık veya daha yüksek dozlarda alınmaları gerekebilir, bu da yan etkilerin artmasına yol açabilir. Eğer tüm ayarlamalara karşın hastanın yavaş/donuk olduğu dönemler günde toplam 4-5 saatten daha fazlaya ulaşır, iyilik dönemleri de istemsiz hareketler gibi yan etkilerden dolayı yeterince iyi geçmezse cerrahi yöntemler düşünülür. Cerrahi öncesi veya cerrahiye uygun olmayan hastalarda kullanılabilecek iki yöntem daha vardır. Bu yöntemlerden birinde ilaç cilt altına konulan küçük bir iğne ve buna bağlı bir pompa aracılığıyla sürekli verilirken, diğer yöntemde karından açılan küçük bir delikten bağırsağa uzatılan küçük bir hortum ve bir pompa aracılığıyla ilacın sürekli uygulanması gerçekleştirilir.

Parkinson hastalığının ameliyat ile tedavisi:

Parkinson hastalığında cerrahi tedavi bu yöntem için uygun hastalarda yararlı olabilir. Yakma (ablasyon) ve beyin pili (derin beyin stimülasyonu) olarak bilinen bu yöntemler her hasta için uygun değildir. Ameliyat kararı için önce Parkinson hastalığı tedavisinde deneyimli bir nöroloji uzmanı tarafından doğru tanı konulduğundan ve en uygun ilaç tedavisinin uygulandığından emin olunmalıdır. Parkinson hastalığının tedavisinde kullanılan hiç bir cerrahi yöntem hastalığı tamamen ortadan kaldırmaz. Hastaların hemen hepsi ameliyattan sonra da Parkinson hastalığı için ilaçları kullanmaya devam ederler. Yapılan bilimsel çalışmalar cerrahi tedavi sonrasında hastalık belirtilerinin %50, ilaç gereksiniminin %80 oranında azalabildiğini göstermiştir. Bu oranlar her hasta için bireysel değişkenlik gösterir.

Parkinson hastalığında yeni tedavi araştırmaları:

  1. Kök hücre araştırmaları
  2. Hücre nakli yöntemleri
  3. Gen tedavileri ve büyüme faktörü yöntemleri
  4. Aşı araştırmaları; olarak özetlenebilir

Kök hücre araştırmaları :

Bu konudaki araştırmaların temel hedefi Parkinson hastalığında kaybedilen dopamin hücrelerinin yerine kök hücreleri naklederek bu eksikliği gidermektir. Halen kök hücre araştırmaları çok erken aşamadadır ve Parkinson hastalarında yapılmış ciddi bir çalışma/araştırma söz konusu değildir. Deneysel olarak yürütülen hayvan çalışmalarının başarılı ve güvenli bulunmasının ardından insanlarda uygulanması/araştırılması söz konusu olacaktır. Kök hücre yönteminin önünde bazı ciddi sorunlar bulunmaktadır ve bu sorunların aşılması için zamana ihtiyaç vardır. Unutulmamalıdır ki şu an için Parkinson hastalığında kök hücre tedavisi söz konusu değildir. Yasal boşluklardan yararlanılarak bazı ülkelerde kök hücre tedavisi uyguladığını iddia eden merkezler vardır. Hastalarımızın bu iddialara itibar etmemelerini ve bu konudaki gelişmeleri hekimlerinden öğrenmelerini öneririz.

Hücre nakli:

Bu yöntem düşük yoluyla yaşamı sonlanmış insan ceninlerinin beyinlerinden elde edilen dopamin hücrelerinin bir çok karmaşık süreçten geçirildikten sonra Parkinsonlu hastaların beyinlerine nakledilmesine dayanmaktadır. Bu yöntemle geçmişte elde edilen olumlu ve olumsuz sonuçlar söz konusudur Bu nedenle Avrupa birliği üyesi ülkelerin oluşturduğu bir grup (TransEuro Consortium) tarafından 2012 yılında hücre nakli tedavisi yeniden araştırılmaya başlanmıştır. Halen devam eden bu çalışmanın sonuçları önümüzdeki bir kaç yıl içinde açıklanacak ve sonuçların olumlu olması durumunda bu yöntem bir tedavi seçeneği olarak gündeme gelebilecektir.

Gen tedavisi:

Bu yöntemde “virus” adı verilen küçük canlıların genetik olarak değiştirilip istenilen bazı mesajları beyne aktarmak için taşıyıcı olarak kullanılmaları söz konusudur. Beyne nakledilen bu taşıyıcılar dopamin üretiminin artırılması ya da fazla çalışan bazı sinir hücresi devrelerinin baskılanması amacına yöneliktir, ancak bu yaklaşımların işe yaradığı henüz ispatlanamamıştır. Bu yöntem ile gelecek vadeden bir yaklaşım sinir hücrelerinin yaşamlarını uzatacak, onları hücre ölümünden koruyacak “nörotrofik faktör” (sinir hücresini besleyen maddeler) adı verilen maddeleri sağlayan genlerin aktarımıdır. Oldukça zahmetli ve araştırılması yıllar süren bu konuda hem hayvan modellerinde araştırmalar hem de insanlardaki çalışmalar sürmektedir. Bu yaklaşımın başarılı olması halinde beyine gen nakli ile Parkinson hastalığının ilerlemesinin durdurulması mümkün olabilecektir.

Parkinson hastalığı ve aşı çalışmaları:

Parkinson hastalığında temel sorunun sinir hücrelerinde ve özellikle de dopamin hücrelerinde “alfa-sinüklein” isimli bir proteinin aşırı birikmesi olduğu düşünülmektedir. Bu proteinin beyinde birikmesinin engellenmesi ya da beyinden temizlenmesi ile Parkinson hastalığının yavaşlatılabileceği veya durdurulabileceği öngörülmektedir. “Parkinson aşısı” olarak adlandırılan bu yöntemin temel amacı alfa-sinüklein proteini kullanılarak yapılan aşılama ile vücudun bağışıklık sisteminin uyarılması ve bu proteine karşı “antikor” (vücudun savunma maddeleri) geliştirilmesinin sağlanmasıdır. Böylece bu antikorların beyinde biriken alfa-sinükleini beyinden uzaklaştırması amaçlanmaktadır. Şu anda bu konuda ön çalışmalar sürmekte olup önümüzdeki bir kaç yıl içinde sonuçları beklenmektedir.

SONUÇ:

Parkinson hastalığının nasıl oluştuğu, genetik nedenleri ve hücresel mekanizmaları anlaşıldıkça yeni tedavi olasılıkları gündeme gelmektedir. Yeni bir tedavi yönteminin hastaların kullanımına girmesi süreci yıllar süren kapsamlı araştırmaları gerektirmektedir. Yukarıda özetlenen çalışmaların biri ya da birkaçı olumlu sonuçlandığı takdirde önümüzdeki dönemde Parkinson hastalığının tedavisinde önemli gelişmeler söz konusu olacaktır.


Türkiye Parkinson Hastalığı Derneği’nden alıntıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: AES MEDYA !!